HOMESICKNESS: SILA ÖZLEMİ
Farklı bir dil, farklı tatlar, farklı kokular, yabancı yüzler... Tüm bunlar, yepyeni bir dünyanın keşfedilmeyi bekleyen cezbedici özellikleridir. Yabancı bir ülkeye ailenizden, evinizden ve alıştığınız ortamdan ilk defa uzun süre için ayrılarak gidiyorsanız kuşkusuz bu heyecan dolu bir sürecin başlangıcıdır. Kendinizi bu sürece tam anlamıyla hazır hissediyor olsanız dahi, ilk ayrılık zordur ve bu zorluğun hissettirdiklerini herkes az yada çok yaşamaktadır.
İngilizce'de homesickness; uzaktayken eve, aileye ve
bağlı olunan şeylere karşı duyulan güçlü özleme karşılık olarak kullanılır.
Almanca karşılığı "heimwee"(yuva acısı), Fransızcası "mal
du pays" (ülke hastalığı), İspanyolcası "el mal de corazon"
( yürek acısı)'dur. Türkçe karşılığı için, aslında çıkış noktasına dayanarak
"nostalji" kelimesini kullanabiliriz, zira İsveç bir tıp öğrencisi
olan Johannes Hofer 1688 yılında kelimeyi, iki yunanca kökten; nostos(eve
dönüş) ve algos(acı/özlem) köklerinden türetmiştir. Kelimenin ilk türetildiği
zamanki anlamına, "bir insanın, anavatınına dönme isteğinden ve
onu bir daha görememe korkusundan kaynaklı çektiği acı" diyebiliriz.
Daha sonradan nostalji kelimesi günümüzdeki "geçmişe duyulan özlem,
geçmişi arama" anlamını kazanmıştır, ki temelde ilk anlamından
çok uzakta değildir. Tanzimat döneminde kelimenin Osmanlıca karşılığı,
Arapça hastalık anlamındaki "dâ" ve Türkçede anayurt anlamına
gelen "sıla" kelimelerinden türetilerek “daüssıla” olarak
çevrilmiştir. “Sıla özlemi” kavramını kullanmak uygun düşebilir ama
genel geçerliliği olan bir kavram kullanmak adına homesickness kavramını
kullanalım.
Homesickness, genellikle kişinin aileden ve alıştığı ortamdan ilk uzun süreli ayrılığından kaynaklı stres ve fiziksel bozukluklarla kendisini gösterir. Özlem duygusuna sıklıkla endişe ve depresyon eşlik eder. Bu semptomlar hafiften şiddetliye değişir. Genelllikle uzun süreli seyahatlerde ortaya çıkar, tanımadık çevre yada yabancı kültürel koşullar şiddetini arttırabilir. Özellikle gençlerde sık görülür. Genç insanlar, okuldaki ilk günlerinde, yaz kamplarında yada aileden uzak uzatılmış bir yaz tatilinde, korku, çaresizlik ve ayrılma korkusu hissini tecrübe edebilirler. Bir çok yatılı okul yada üniversite birinci sınıf öğrencisinin ilk ayları bu duyguyla mücadele etmekle geçer.
Bu ayrılık yurtdışında yaşandığı takdirde, ortam değişikliğine
bir de "kültür şoku" eklenir. Yurtdışında uzun vadeli geçireceğiniz
sürenin ilk gününden itibaren yaşanabilcek olan homesickness aşamalarını,
yeni bir kültüre uyum sürecini şöyle sıralayabiliriz:
Bu süreç ilk günlerin heyecanı ile geçer, kursa yada okula başlama, kalacağınız yere yerleşme gibi işlerle uğraşırken düşünmeye çok fırsatınız olmaz.
Günler geçipte turist olmaktan çıkmaya başladığınızda, kültürel farklılıklar belirginleşir ve kültür şoku yaşanır. Kendi kültürünüzle, bu yeni tanıştığınız kültür arasındaki farkları teker teker görmeye başlarsınız. Herşey farklıdır, sizi bir aydan uzun süredir tanıyan hiç kimse yoktur. Uzaklardaki eviniz her geçen gün gözünüze daha bir sıcak daha bir güzel görünür. Kendi kültürünüze ait objelere, yemeklere normal de verdiğinizden fazla anlam yüklemeye başlarsınız, bu da sizin yeni kültüre uyumunuzu zorlaştırır.
Kültürel farklılıkların hergün karşınıza çıkardığı yeniliklere alışmaya başlarsınız. Sonuçta günler birbirini kovalamaktadır ve öyle yada böyle kendinizi orada kalmaya ikna etmektesinizdir.
Yeni kültürün bir parçası olamayacağınıza inanmışsınızdır, çektiğiniz yabancılık hissi, içinize kapanmanıza neden olur. Büyük oranda algılarınızı kapatmışsınızdır. Bu yeni ülkede geçireceğiniz süre bitene kadar katlanabilceğinizi düşünürsünüz.
Psikolojik izolasyon sürecini, değişken olmakla birlikte genelde hızlı bir uyum süreci ve kabullenme izler. Uyum sağlayamadan geçirdiğinizi sandığınız başlangıçtan itibaren geçen tüm zamanın aslında sizi gün be gün yeni kültüre hazırladığını farkedersiniz ki bu peşi sıra sosyalleşmeyi ve mutluluğu getirir. İçinde bulunduğunuz yeni mekanda da izler bırakmaktasınızdır ve yeni alışkanlıklarınız oluşmaktadır.
Uyum sürecinin çeşitli aşamalarında semptomlar duygusal, bilişsel yada psikolojik olabilir. Alışılmadık vakalarda, fiziksel sağlık problemleri, homesicknessın belirgin semptomlarına eşlik eder. Bir çok insan homesicknessı, evde olma isteği ve özlemi, devamlı aileyi, eşi, akrabaları, arkadaşları ve onların tanıdık ortamlarını özleme olarak tarif eder. İnsanlar duygularını, derin mutsuzluk, depresyon, asabiyet, sinir yada umutsuzluk olarak tarif edebilirler. Fiziksel semptomlar orataya çıktığında, şikayetler bilindik stres tepkilerine benzerdir.
Homesicknessın belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:
- Hafif hastalıklar
- Uyku bozuklukları, baş ağrısı, kas gerginlikleri
- İştah kaybı
- Alkol ve tütün kullanımında artış
- Mide problemleri, kusma, ülser, ishal
- İçine kapanma ve yalnızlık
- Konsantrasyon zayıflığı
- Kandırılma, incitilme ve soyulma korkusu
- Temizliğe aşırı ilgi
- Benzer pozisyondaki arkadaşlara aşırı bağlılık
Homesicknessın semptomlarının , bununla baş etme yollarının özel durumlarla ilgili olduğunu unutmamalıyız. Farklı insanlar homesicknessı farklı deneyimler ve onunla farklı şekillerde başa çıkar.
Homesickness ile baş etme noktasında unutmamanız gereken şey, yaşadıklarınızın normal olduğu ve sonsuza kadar sürmeyeceğidir. Uyum süreci size acı verebilir ama başka hiçbir yoldan öğrenemeyeceğiniz bir hayat tecrübesidir. Size daha az negatif olmayı, hoşgörüyü öğretecektir. Kendinizi tanımanız için elegeçmiş bir fırsattır. Bu süreci mümkün olduğunca çabuk atlatmak için şu yöntemleri izleyebilirsiniz:
- Kendinizi meşgul edin, haftanızı planlayın. Size gelen teklifleri sıkıcı olduğunu ve iyi vakit geçirmeyeceğinizi düşünseniz dahi reddetmeyin. Yeni bir ortamda ne zaman karşınıza ne çıkacağını bilemezsiniz.
- Kendinize hedefler belirleyin. Örneğin o ülkenin gezmek istediğiniz bir bölgesini görebilmek için para biriktirin. Yeni çevrenin farklılıklarını, güzelliklerini keşfedip keyfini çıkarın.
- Her gün yeni tabirler öğrenin. Bir dili öğrenmek o kültürün bir parçası olmanın anahtarıdır. Algılarınızı açık tutun. İlk başlarda öğrenmiyorum zannettiğiniz anlarda dahi, aslında o dile ait yeni tabirler biriktiririsiniz.
- Günlük fiziksel egzersizler planlayın. Sağlığınız yerinde olduğu sürece uyumunuz hızlanacaktır. Her gün bulunduğunuz bölgede yapacağınız yürüyüş, sizi rahatlatacak, çevrenizdeki yenilikleri keşfetmenize yardımcı olacaktır.
- Yeni fikirlere ve kültürlere açık olun. Size çok ters geldiğini düşündüğünüz bir hareketin bir düşüncenin, o kültür için normal bir davranış olduğunu görebilirsiniz. Önemli olan karşılıklı iyi niyettir, hoşgörülü olmaya çalışın.
- Bir arkadaşınızla hissettikleriniz hakkında konuşun. Karşılıklı deneyimlerin paylaşılması çok önemlidir. Sıkıntılarınızı kendinize saklamak yerine paylaşırsanız, daha kolay baş edebilirsiniz.
- Ailenizle, arkadaşlarınızla haberleşin. Yaşadığınız yeni tecrübeler, onların da ilgisini çekecektir ve yaşadıklarınız paylaştıkça sizin gözünüzde de güzelleşecektir. Yıllardır ayrılmadığınız ailenizden ve dostlarınızdan ayrı geçireceğiniz bu sürecin de başlı başına yeni bir tecrübe olduğunu unutmayın, bu deneyimi en güzel şekilde değerlendirmeye çalışın.
Yurtdışında geçireceğiniz süre size çok uzun bir zaman dilimi gibi gelse de aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir. Özellikle uyum süreci sonrasında zaman daha da çabuk akar. Hep orada yaşayacakmışsınız hissine kapılıp, yapmak istediklerinizi ertelemeyin. Ancak kendinizi hergün yeni bir şey yapmak yada hergünü yararlı bir şekilde geçirmek zorunda da hissetmeyin. Sonuçta oradaki yaşam geçici bir süreliğine de olsa gündelik hayatınızdır ve evde hiç birşey yapmadan uzanıp televizyon izlemek istediğiniz günleriniz de olabilir.
Yurtdışında geçireceğiniz ilk aylar, kendi kültürünüze
ait öğeler aramakla geçer, benzerliklerin izini sürersiniz. İnce belli
bardakta çay bulamazsınız belki ama poşet çayda o tadı ararsınız. Benzerini
bulunca da belki yenilikleri gördüğünüzde yaşadığınızdan daha büyük
bir heyecan duyarsınız. Bazen içinde yaşadığımız kültürün, ortamın bize
güzel gelen yanlarını keşfetmemiz için biraz uzaktan bakmamız gerekir.
Uzakta geçirilen uzunca bir süre, hem yenilikleri hem eskinin değerini
anlamak hem de kendimizi keşfetmek için büyük bir şanstır. Önemli olan
her dakikasının tadını çıkarabilmektir.
Yazan:
Ece Dayioglu
Egitim Danismani / Sosyolog